İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

İsmailağa Camii’nde gazetecilerle gerçekleştirilen tarihi nitelikteki toplantıda çok sayıda başlık öne çıktı. Haber7, o buluşmada kamuoyuna ilan edilen hakikatleri okurlarıyla paylaşıyor…

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş
REKLAM ALANI
Yayınlama: 02.05.2024
A+
A-

Haber7 – ÖZEL

Manevi önder Mahmud Ustaosmanoğlu ve akabinde Hasan Kılıç’ın Hakk’a irtihalinin ardından son iki yılda iki defa lider değişimi yaşayan İsmailağa Cemaati çalkantılı bir döneme girdi. İsmailağa Camii’nin emekli imamı Ahmed Fikri Doğan’ın yeni şeyh olarak ilan edildiği cemaatte, “Cübbeli Ahmet grubu” olarak nitelendirilen bir hizip, farklı isim üzerinden liderlik iddia ediyor. “İsmailağa Cemaati bölünüyor mu?” sorusunun gündeme geldiği İslami oluşumun geçmişi, bugünü ve yarını bir kez daha tafsilatıyla tartışma konusu oldu.

GAZETECİLER İSMAİLAĞA’NIN KALBİNDE

Nakşibendiliğin en önemli temsilcisi konumunda bulunan İsmailağa Cemaati’nin mevcut durumuyla ilgili tarihinde ilk kez basın mensuplarıyla geniş çaplı bir toplantı düzenlendi.

Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli’nin de aralarında yer aldığı 20 gazetecinin ağırlandığı İsmailağa Camii Külliyesi’nde birçok kritik konuya değinildi.

İsmailağa Cemaati’nin yeni şeyhi Ahmed Fikri Doğan’ın ziyaret edildiği toplantıda, cemaatin önde gelen isimlerinden Salih Topçu, Muhammed Fatih Ustaosmanoğlu ve Abdullah Kılıç’ın samimi beyanlarıyla önemli bir atmosfer oluşturuldu.

Merhum Mahmud Ustaosmanoğlu ve Hasan Kılıç’ın vefatının ardından yaşananların anlatıldığı, fikir ayrılıklarının nereden kaynaklandığının vurgulandığı, aykırı fikirlerin sembolleşen ismi olarak öne çıkan Cübbeli Ahmet’in hangi vasıfla faaliyet yürüttüğü gibi konu başlıklarının işlendiği bilgilendirme toplantısında, İsmailağa Cemaati’nin mâli yapısının nasıl oluşturulduğu ve iç işleyişinin nasıl sağlandığına dair de bilgiler paylaşıldı.

Fatih’in Çarşamba semtindeki İsmailağa Camii’nde başlayıp Türkiye’nin bütün il, ilçe ve hatta köylerine yayılan dini oluşum nasıl kuruldu, nasıl kozmopolit bir yapıya ulaştı?

Cemaatin kurucusu Mahmud Efendi, şeyhi ile nasıl ve nerede tanıştı?

Neden İsmailağa Camii?

İsmailağa hocaları nasıl seçiliyor, nasıl yetiştiriliyor?

İsmailağa Cemaati’nde şeyhlik bitti mi? Cemaat bölündü mü?

‘Cübbeli Ahmet’ olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’nün İsmailağa Cemaati’ndeki yeri ne?

Cübbeli Ahmet’in İsmailağa ile ilgili sarf ettiği iftiralar neler?

İsmailağa Camii’nde işlenen cinayetlerin sebebi neydi?

Mahmud Efendi neden yurt dışına çıkarılmak istendi? O plan nasıl akamete uğradı?

Mahmud Efendi’yi İsmailağa’dan ayırıp Beykoz Çavuşbaşı’na yerleştirme fikri kimindi?

Mahmud Efendi’nin en kritik dönemde kurduğu heyetin gayesi neydi?

Mahmud Efendi’nin yakınına sokulmak isteyen hangi grup FETÖ soruşturmasına girdi?

‘Paralel Tekke Yapılanması’ (PTY) olarak kast edilenler kim?

FETÖ İsmailağa’ya sızmış olabilir mi?

İsmailağa Türkiye’de İran ve Suudi Arabistan gibi bir rejim mi istiyor?

İsmailağa’nın devlete bakışı nasıl?

İsmailağa Cemaati mensupları 15 Temmuz gecesi neredeydi?

İsmailağa’nın bakanlıklarda örgütlenmeleri var mı?

İsmailağa mensuplarının sayısı ne kadar?

İslam’ı anlattıkları subayın akıbeti ne oldu?

Yıllar önceki “devlete karşı kıyama kalkma” teklifine Mahmud Efendi’nin tavrı nasıldı?

Neden ısrarla cübbe ve sarık giyiyorlar?

Devlet cemaatlere operasyon yaparsa hangi tarafta yer alırlar?

Ecevit iktidarının İsmailağa’ya gönderdiği istihbaratçı ile nasıl ilişki kuruldu?

İşte İsmailağa Cemaati heyetinin anlatımıyla o toplantıdan öne çıkan başlıklar:

İSMAİLAĞA CEMAATİ’NİN KURULUŞ SÜRECİ… ASKER OCAĞINDA BAŞLAYAN SERÜVEN… “AKILLARA GİZEMLİ BİR YAPI GELİYOR, AMA…”

“İsmailağa denilince bir camia ve bir ilim ve tasavvuf yapısı, biraz da gizemli bir yapı akıllara geliyor. Fakat işin bir başka noktası da var İsmailağa denilince akla Mahmut Efendi geliyor. Çünkü bu süreç tamamen onunla başlamıştır. Yani sıfırdan buradaki yapıyı o başlatmıştır. Mahmud Efendi’yi de şeyhi Ali Haydar Efendi hazretlerimiz yetiştirmiştir.

Mahmud Efendi, Bandırma’da asker. Askerlik öncesi hayatı Trabzon’un Of ilçesinde geçmiştir. Of’ta imamken askere gitmiştir. İmamlık yaptığı kendi köyü, Tavşanlı Köyü’dür. Mahmud Efendi hafız ve hocaydı fakat Of’ta çok fazla hafız hoca vardı. Ama herkesin ittifakıyla dikkat çeken bir yapıya sahipti.

Bandırma’da askerken orada bir Allah dostunun kabri olduğunu öğrenince ziyarete gidiyor. Orada mezar başında okuyor, tefekkür ediyor ve insanların dikkatini çekiyor. Günün birinde Ali Haydar Efendi, oraya gidiyor ve orada Mahmud Efendi ile buluşuyor. Orada Ali Haydar Efendi ile Mahmud Efendi buluşuyor ve Davutpaşa Kışlası’na geliyor, terhis oluyor. Ancak askerlik sonrası Of’a dönmüyor. Şeyhi Ali Haydar Efendi’nin isteği üzerine burada kalıyor.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

BİR RÜYA VE İSMAİLAĞA

O zaman İsmailağa Camii Şerifi, Osmanlı’nın sonundan itibaren yaşanan süreçte harap olmuş. O günlerde bu camii ile ilgili şerif Ali Haydar Efendi’nin büyük oğlu Şerif Efendi’nin gördüğü bir rüya var. Bu cami şerifin haziresinde şeyhülislamlar var. 1700’lü yıllarda 3 tane şeyhülislam baba, oğul orada yatmaktalar. Oradan bir el camiyi göstererek ‘ne duruyorsunuz?, bu camiyi niye tamir etmiyorsunuz?’ şeklinde bir rüya görür ve bunu babasına anlatıyor. Sonrasında camii şerif tamirata alınıyor.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

CUMHURİYET’İN İKİNCİ YARISINDA İSMAİLAĞA’YA ATANAN BİR İMAM: MAHMUD USTAOSMANOĞLU

1954 yılında Mahmud Efendi imam olarak göreve başlıyor. Bu arada da Ali Haydar Efendi’ye mürit olarak, onun elinde manevi terbiyeye de başlamış oluyor. Ali Haydar Efendi 1960’ta vefat ediyor. Bu süreçte Of’ta nasıl farklı imamlık ortaya koyduysa burada da çalışkanlık ve takvasıyla dikkat çeken bambaşka bir şahsiyet oluyor.

Mahmud Efendi şeyhinin vefatından sonra 1960’tan itibaren İsmailağa’da oluşturduğu yapının özü, 3 kelimedir; birisi Sünnet-i Seniyye, yani Resulullah SAV Efendimizin üslubu, tarzı. Bu akidede ve günlük hayatta Sünnet-i Seniyye. Bundan hiç taviz verdiği görülmemiştir. Yani her şeyini Sünnet-i Seniyye’ye uygun olarak yapmıştır.

Mahmud Efendi aslında ortaya koyduğu en önemli şey; Tekke ile medreseyi, ilimle zikri, alimle dervişi camide toplamasıdır.

İSMAİLAĞA CEMAAT Mİ TEKKE Mİ

İsmailağa normal bir cemaat ve sivil toplum kuruluşu değil. İsmailağa bir tekkedir. Ama kanunlar gereği böyle olması mümkün değil. Onun için bir derneğin, vakfın bünyesinde bu hizmetler sürüdürülüyor.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

İSMAİLAĞA HOCALARI NASIL SEÇİLİYOR, NASIL YETİŞTİRİLİYOR

1990’lı yılların başından itibaren İsmailağa faaliyetleri artıyor. Türkiye’nin her ili ve ilçesinden Mahmut Efendi’den hoca isteniyor. Bizim şu an itibariyle bir tekamül bir de ihtisas medresemiz var. Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde hocalarımızın kendi bünyesinde açtığı medreseler var. Buralarda ne okutuluyor? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an’ı anlamaya yönelik resmi kurslarda Arapça gramer ve diğer ilimlerle alakalı ne okutuluyorsa aşağı yukarı aynı şeyler okutuluyor. Bu yerel medreselerden icazet alan talebelere İsmailağa merkezde sınav açıyoruz. Bu sınava katılan ve bu sınavı kazanan kimseler merkezdeki tekamül medresemizde 2 yıl eğitim alıyor. 2 yıllık eğitimden sonra ihtiyaca binaen yurt içinde ve yurt dışında hocalarımızı, kimini ilim okutmak için kimini de medresenin başına veya medresede ikinci hoca olarak gönderiliyor. Veyahutta bir ilde, ilçede, köyde ‘Bu cemaate mensup insanlar, tarikat hizmetlerini görecek bir hocaya ihtiyacımız var’ denildiğinde o ihtiyacı karşılamak amacıyla oraya bu hocalarımızdan gönderiyoruz.

Tekamül medresesinin içerisinde daha zeki, ilmi anlamda gelişmeye çok daha elverişli olan kardeşlerimizi de oradan seçiyoruz, onları da ihtisas sahibi yapıyoruz. Hem kelam, hem tefsir, hem fıkıh, hem tasavvuf ilminde ihtisasımız vardır. Bu ihtisasta olan hocalarımız da kendi alanlarında çalışmalar yaparak hem cemaatimiz bünyesinde hem de Türkiye genelinde katkı sağlamış oluyorlar.

İSMAİLAĞA’NIN GELİRLERİ NEREDEN SAĞLANIYOR

Bizim Türkiye genelinde görev yapan hocalarımızın bir kısmı Diyanet mensubu. Okumuş, İlahiyat fakültesini de bitirmiş, imam olarak görev almış ve aynı zamanda bulundukları camide talebe okutup aynı hizmeti yapıyorlar.

Bunun haricinde münferit olarak faaliyet gösterenler var. Yerelde kurdukları derneğe üye olan dernek mensubu kardeşlerimiz tarafından oluşturulan fonla kendi mâlî ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Vakfımızın kendi bünyesinde bulunan hocalar da var. Bu tarz ekonomik işlemlerde vakfımızın herhangi bir akarı yoktur. İsmailağa Vakfı’nın bir hanı, hamamı, ticari bir işletmesi yoktur. Yayınevimiz var. Yayınevimiz de birçok kitabı öğrencilere ücretsiz vermek zorundadır. Onun dışında bir akarımız yok.

Mahmud Efendi Hazretleri yıllardır çok dikkatli davranmıştır. ‘Biz bir tekkeyiz, ticarethane değiliz. İnsanlar bize yardım edecektir, bu iş böyle yürüyecektir.’ demiştir. İnsanlar da zekat ve sadakalarını vermiştir, Biz de zekatları gerektiği gibi kullanarak bu hizmetleri bugüne getirdik. Mâlî ve siyasi anlamda hiçbir bagajımız yoktur. Son derece açık, net ve şeffaf bir yapımız vardır.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

İSMAİLAĞA’DA ŞEYHLİK BİTTİ Mİ, BÖLÜNMÜŞLÜK VAR MI

Tarikatlarda usul, şeyhlik silsile yoluyla devam eder. Yani bir şeyh efendi kendisinden sonra bir şeyh tayin eder. Ve o şeyh efendi bu vazifeyi devam ettirir. Ancak olur ki şeyh efendi kendisinden sonra yerine herhangi bir kişiyi bırakmazsa o tekkeyi temsil eden akil insanlar bir araya gelirler, kendi aralarında o işi deruhte edecek en uygun şahsiyeti seçerler. Yine o silsile yoluyla devam etmiş olur. Tekke hiçbir zaman şeyhsiz kalmaz. Tasavvuf tarihimize baktığınız zaman da vekaletle yürümüş bir tekke bugüne kadar duyulmamıştır. Dolayısıyla Mahmud Efendi Hazretlerinin, Ali Haydar Efendi’den görevi aldığı süreçte de bazı sıkıntılar yaşanmıştır. Her tekkede her şeyh efendiden sonra yaşanmıştır, normaldir bu tarz şeylerin olması. Mahmud Efendi Hazretleri vefat etmeden takriben 20 sene önce kendisinin uygun gördüğü ileri gelen hocalardan 8 kişiyi çağırmış ve kendisinden sonra kendi yerine Hasan Efendi’yi bıraktığını söylemiştir. O hocaefendiler de bunu yazılı metin haline getirip imzalamıştır. Dolayısıyla Hasan Efendinin, Mahmud Efendinin halifesi olduğuna dair cemaat içinde en ufak bir tereddüt ve şüphe yoktur.

CÜBBELİ AHMET’İN İSMAİLAĞA CEMAATİ’NDEKİ YERİ NE?

Ancak bahsedilen kişi yani Cübbeli Ahmet diye adlandırılan kişi bu süreçlerin içerisinde hiç yok. Mahmud Efendi Hazretleri kendi yerine birini tayin ederken çağırdığı 8 kişi arasında Cübbeli Ahmet yok. Hayattayken hizmetlerini yürütsün diye tayin ettiği 10 kişi vardır. Bu 10 kişi içinde de Cübbeli Ahmet yoktur.

‘Ben Mahmud Efendi’nin yanındaydım, kucağındaydım, evladı gibiydim’ diye anlatıyor ya… O zaman Mahmud Efendi çok kritik kararlar verirken sizi çağırmadı yanına. Demek ki ihtiyaç duymadı. Daha önemli şahsiyetler var demek ki… Cübbeli Ahmet, İsmailağa Tekkesi’nin hiyerarşisinin içerisinde hiç yeri yok. (41:24)

Cübbeli Ahmet’in sadece şöyle bir şeyi var, Mahmud Efendi Hazretleri bir tefsir yazmaya karar veriyor. Ruhül Furkan tefsirini yazarken, Cübbeli Ahmet’in ilmi yönü dolayısıyla kendisini o ilmi heyetin içerisine ve başına koyuyor. Tefsir çalışmasını ona yaptırıyor. Onun haricinde Cübbeli Ahmet’in İsmailağa camiası içerisinde, tarikat ve tekke hizmetlerinin yürütülmesi konusunda hiçbirinde yoktur. 2000’li yılların muhtelif dönemlerinde ve Mahmud Efendi’nin vefat ettiği ilk dönemlerde kendisinin, ‘Mahmud Efendi’nin tek halifesi Hasan Efendi’dir. Başka herhangi kimse yoktur’ diye sözleri var. Mahmud Efendi hazretlerinin vefatından sonra 7 ay Cübbeli Ahmet’in herhangi olumsuz bir açıklaması olmuş değil. Ne olduysa o 7 aydan sonra oldu.

Kendi mülahazamı söylüyorum; dedi ki Hasan Efendi yaşlı. Bu fazla gitmez, vefat eder. Dolayısıyla vefat edecek, yerine birini bırakır mı, bırakabilir. Bırakmazsa ne olacak? Dolayısıyla yeni birini bırakır endişesi dolayısıyla ‘daha önce onun halife olmadığını söylemem lazım ki yerine birini bırakamaz, bıraktığı birinin geçerli olması mümkün değil’e getirdi, bugünün hazırlığı için.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

CÜBBELİ AHMET’İN İSMAİLAĞA’DAKİ HEDEFİ

Cemaati kendi etrafında toparlamak istiyor. Kendisi yönetmek istiyor. Böyle bir şeye neden girmiş olabilir? Cübbeli Ahmet’in çok savrulgan bir şeyi var. Dün söylediği ve üzerinde titizlikle durduğu pek çok olgunun bir müddet sonra onun aleyhinde konuşuyor. İsmailağa Cemaati’nin en düzgün cemaat olduğu pek çok açıklaması varken, bugün İsmailağa Cemaati’nin FETÖ ile ilişkisi olduğundan, bir takım emellere hizmet ettiğinden bahsediyor…

CÜBBELİ’NİN AÇIKLAMALARININ İSMAİLAĞA İLE İLGİSİ YOKTUR

Bir defa öncelikli olarak Mahmut Efendi Hazretleri hayattayken bu kimseyi (Cübbeli Ahmet) kendi eli altında tuttu. Tutmasaydı bu çok daha farklı boyutlara veya farklı birilerinin elinde daha farklı amaçlar için kullanılabilecek bir durum ortaya çıkardı gibi geliyor bize. O da Mahmut Efendi’nin vefatından sonra kendisini adeta buldu, asli hüviyetini kazandı, bir esaretten kurtuldu, yani öyle görüyoruz. Bunun Mahmud Efendi Hazretlerinden sonraki süreçte bazılarınız ‘niye konuşuyor bir araya gelip bu işi çözmüyorsunuz.’  diye sorar. Kendisine çok gidildi. Çok konuşuldu, yalvarıldı, rica edildi. ‘Tamam’ dedi işte ‘Artık daha şöyle yapmayacağım’ diyor. Hocanın yani bu anlamdaki verdiği sözlere en fazla dayanabildiği bir gün. Bazen de sürmüyor. O an konuştuğunuz ve karara bağladığınız bir konuyu hemen bozuyor. Geldiğimiz nokta itibariyle Efendi Hazretlerinin hayatta olduğu dönemde televizyonda yaptığı pek çok açıklamalarına biz camia olarak açıklama yapmak zorunda kaldık. Diyanet’e verdi veriştirdi. Hemen biz açıklama yapıyoruz, “Bu kişinin açıklamaları bizi bağlamaz.  İsmailağa’yla bir alakası yoktur” falan. İlahiyatlara verip veriştiriyor, imam hatiplere verip veriştiriyor. Biz artık bunun yalanlarını veya bunun yanlış açıklamalarını bize mal olduğu için düzeltmekten bıktık.

Dolayısıyla son tahlilde ‘Artık biz bununla uğraşacak durumda değiliz. Artık kendi bünyemizden bunu atalım. Kendi açıklamaları kendi kendisini bağlasın’ dendi. Ve o şekilde İsmailağa ile artık herhangi bir irtibatı kalmadığı açıklamasını yapmış olduk.

MAHMUD EFENDİ’Yİ YURT DIŞINA ÇIKARMAK İSTEMİŞLER

Abdullah Ustaosmanoğlu’ndan bizzat dinledim ben bunu; 28 Şubat sürecinin hemen akabinde Mahmud Efendi Hazretlerine bir takım kimseler gelip diyorlar ki ‘Cami emniyetiniz yok. Biz devletin ilgili kimseleriyiz. Güvenliğiniz açısından sizi bir müddet yurt dışına çıkarmak zorundayız.’ Mahmud Efendi Hazretleri çok direniyor. Abdullah Ustaosmanoğlu şöyle anlatıyor; Sonrasında ısrarla bir müddet yurt dışına götürmeye kabul ettirdiler. Bir akşam Mahmud Efendi ve Abdullah Ustaosmanoğlu’nu aldılar, bir yere gidiyoruz ve sonrasında yurt dışına götürecekler. Tam Edirnekapı surlarını çıkarken Mahmud Efendi ‘bir dakika durun. Beni İsmailağa’ya götürün. Ben öleceksem de İsmailağa’da öleceğim’ dedi.

MAHMUD EFENDİ’NİN BEYKOZ’A GÖTÜRÜLMESİ… ‘MARİFET’ SÜRECİ

Mahmud Efendi’nin İsmailağa’dan ayrılması mümkün değildi. Fakat Mahmud Efendi’nin İsmailağa’dan (Beykoz) Çavuşbaşı’na götürülüş sürecini yaşadık. O süreçte sadece yaz dönemlerinde orada birkaç ay iyi hava teneffüs etmesi açısından planlandı. Fakat oraya gittikten sonra bir daha İsmailağa’ya getirilmedi.

Dolayısıyla Mahmud Efendi Hazretleri, Çavuşbaşı’na gittikten sonra oradaki yapı ‘Marifet’ isimli dergi çıkarılıyordu. Bu Marifet dergisinde devlete ayar vermeye başlanıldı. ‘Süleyman Şah türbesiyle toprak satılmaya mı başlandı’ gibi… Bir dergide bu tarz siyasi, devlete yönelik açıklamaların yapılması mümkün değil.

Muhammed Keskin’den bahsediyorum…

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

İSMAİLAĞA’DA KRİTİK HAMLE: 10 KİŞİLİK ÇEKİRDEK HEYET

Mahmud Efendi Hazretleri çok kritik hamleleri oldu. Kendisi süreci gördü ve İsmailağa’da 10 kişiden oluşan Yüksek İstişare Heyeti teşekkül ettirdi. Bütün cemaatin Türkiye’deki vekillerini burada topladı ve onlara dedi ki; ‘Ben sağlığım açısından bu işleri yönetmekte zorlanıyorum. Bu 10 kişiyi tayin ettim. Bunların sözü benim sözümdür. Öyle çalışacaksınız’ diyerek kendisi çekildi. Adeta bir paratoner gibi bu tarz ifsadatta bulunacak ekibi kendi tarafında tuttu, buradaki hizmetler aynı kendisi hizmetin başındaymış gibi hiç aksamadan devam etti.

O İSİMLER FETÖ SORUŞTURMASINA GİRMİŞ

Bunu yine yıkmaya çalışan pek çok çalışma oldu. Burada tayin edilen heyet gibi orada da heyet tayin edilmeye çalışıldı. Fakat Mahmud Efendi bunu yapmadı. Hasan Efendi’yi kendisinden sonra bıraktı. İkinci kişiyi de tayin etmesi için çok baskı yaptılar. Hiçbir şekilde kendisinden bir beyanat alamadılar. Çok direndi Mahmud Efendi. Dolayısıyla orada (Çavuşbaşı) bir paralel yapı oluşturuldu. O paralel yapının FETÖ ile ilişkilerini devlet zaten tespit etti. 15 Temmuz sonrası oradaki bazı kimseleri yurt dışına çıkış yasakları konuldu. Bunlar biraz mahfuz tutuldu o dönemde.

Aslında o yapının içindeki insanların, -kendilerini çok yakinen tanıdığım için söylüyorum- birbiriyle en ufak bir ortak yönleri yok. Yani çok kısa zamanda birbirlerine düşman olacak, parçalayacak bir özelliğe sahip hepsi. Ancak şu an itibariyle bu yapıya karşı bir birliktelik oluşturalım, düşmanımın düşmanı dostumdur kabilinden böyle bir yapı oluşturdular. Dolayısıyla şu anda o yapı üzerinden kendileri devam ediyor. Ancak İsmailağa dün bütün Türkiye genelindeki illerde, ilçelerde görev yapan ve bölge sorumlusu olan hocalarımızın hepsi buradaydı. Hepsinin burayla alakalı, Fikri Efendi ile alakalı bir endişeleri olmadığını, şeyhlerinin Fikri Hoca, tekkelerinin İsmailağa olduğunu hepsi zaten kabul etti. Hizmetlerimiz aynı şekilde devam ediyor. Ben dün o şekilde bir ifade kullandım. PTY diye. Paralel tekke yapılanması. Şu anda o şekilde devam ediyorlar.

Çavuşbaşı bitti. Yerle yeksan oldu. Şu anda orada bir yapı yok.

CÜBBELİ YALAN SÖYLÜYOR

Televizyona, sosyal medyaya çıktığımızı düşünelim. Fakat çok acı, kalbim sızlıyor bunu söylerken. Hoca çekinmeden, korkmadan yalan konuşuyor. Biz yalan konuşamayız. Yalan konuşma imkanımız yok. Benim için ‘bu video sahtedir, montaj yapılmış bir videodur’ diyor. Öyle bir şey yok. Hayır, yüzde 100 doğru. Ben çektim, arkadaşlara attım yayınladılar. Çok daha çirkin yalanlar var, girmeyeceğim. Hoca alenen, korkusuzca ve insafsızca yalan konuşuyor. Şimdi böyle bir insanla ekranlara çıktığınızda, Cübbeli’yi biz çok iyi tanıyorum. Konuştuğunuz zaman ona sermaye veriyorsunuz. Onunla besleniyor. Ne kadar konuşmazsanız, o kadar yok olur diye düşünüyoruz. Çıkmayışımız bu. Yoksa korkumuzdan, ne yaparız biz onun karşısında asla değil.

Mesela benimle alakalı ekranlarda söylediği şey: ‘Abdullah Kılıç, Mustafa Karataş, Hayrettin Karaman’la beraber toplantılara gidiyor…’ Ne kadar sıradan bir şey sizin için bu değil mi? ‘Mustafa Karataş, Hayrettin Karaman ehlisünnet düşmanı, bidat ehli insanlar. Sen Şeyh Efendi’nin oğlusun. Nasıl bunlarla beraber şey yapıyorsun?..’Fotoğraf paylaşıyor. ‘Bir de bunları Mahmud Efendi’nin odasına alıyorsun, utanmaz herif’ gibi ifadeler kullanıyor. Mahmud Efendi vefat etti. Mustafa Karataş Hoca, yanında birkaç kişiyle beraber babama taziyeye gelmişler. Babam Mahmud Efendi’nin odasında oturuyor, orası kendi odası olduğu için onları da oraya almış. Yani öyle bir şey söylüyor ki bunun karşısında sizin kendinizi tutmanız mümkün değil. Hakaret edeceksiniz, bağırıp çağıracaksınız. Doğru bir üslupla konuşamazsınız. Karşı taraf böyle bir üslubu hak etmiyor. Onunla mücadele edemezsiniz. Sürekli yalan…

Söylediği şeyler; ‘Hasan Efendi halife değil’; yalan. ‘Rabıta ona yapılmaz’; yalan. ‘Kendisinden sonra birini tayin edemez’; yalan…

Burada vakıfta bir arkadaşımız var. Bu kardeşimize FETÖ’cü diyor. Neden? Bu kardeşimizin bir tane kardeşi var, FETÖ’nün okullarında okumuş öğretmen olmuş ve onlara hizmet ediyor. Ama bu ailenin kız kardeşleri var, başka erkek kardeşleri var hiçbirinin FETÖ ile alakası yok. Zaten aile daha 15 Temmuz olmadan çocuğu dışlamış. ‘Ya gel buraya ya da git ne halin varsa gör’ demişler. Çocuk da aileden kopmuş gitmiş, yurt dışında yaşıyor. Şimdi onun üzerinden o arkadaşa vuruyor. Niye vuruyor? O arkadaşımız, 25 senedir bu camianın içinde. Vakfın mali işleriyle ilgileniyor. Yani cemaatten olan bir iş adamına gidiyor, tanıyor zaten herkes, ondan burayla alakalı yardım talebinde bulunuyor. Veya yardımda bulunacak, gidip yardımı alıyor. Bu işlere bakan bir kardeşimiz. Dolayısıyla buna vuruyor.

CÜBBELİ AHMET’İN AVUKATI FETÖ’DEN FİRARİ

Sebebi şu; çok planlı hareket ediyor. Diyor ki ‘ben buna vurursam, buraya yardım edenlerin içine kuşku girecek, yardım etmeyecek. Öbür gün FETÖ’ye destekten yargılanırsınız ben söyleyeyim şimdiden’ diyor. Dolayısıyla buraya yardım edecek insanlar diyor ki: ‘Biz zaten bir gol yedik, bir daha şey yapamayız. Bu sefer geri çekiyor.’ Ama bu arada kendisinin avukatı FETÖ’den firari. Bir sürü FETÖ’yle olan yakınları, arkadaşları var. Biz kalkıp ona FETÖ İLE alakalı bir şey dedik mi?

Çok yakın arkadaşımız bizim burada, 15 Temmuz döneminde kendisinin yakın hizmetinde bulunan bir kardeşimiz. 15 Temmuz gecesi o arkadaşımızın telefonundan birini arıyor. Gözün aydın diyor. Bu adamlardan da böyle bir darbe teşebbüsü olmadan kurtulunamazdı zaten diyor. Kendisi söylüyor bunu. Ondan sonra kalkacak burayı FETÖ’cülükle suçlayacak. FETÖ’cülükle suçluyor çünkü bizim düşüncemiz ona verilmiş bir vazife var. İsmailağa çökertilecek. Mahmud Efendi Hazretleri’nin Çavuşbaşı’na gitmesiyle bu iş neticelendirildi, dolayısıyla bu nasıl neticelenir.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

 

MAHMUD EFENDİ’YE GELEN ‘VATİKAN-FENER’ TAVSİYESİ: CEMAATİNİZE SÖYLEYİN…

28 Şubat ve ondan sonraki FETÖ süreçlerinde bizim bildiğimiz şey şu: Öncelikli olarak bu yapıdan önceden beri rahatsız olunduğu biliniyor. Çeşitli ilgili kişiler zaman zaman bize gelmişlerdir, -eski yani, 90’lı yıllardan bahsediyorum- Efendi Hazretlerine şunu demişlerdir: ‘Vatikan Fener-Balat bölgesinde çok yer satın alıyor sizden rica ediyoruz cemaatinize söyleyin buradan çok yer alsınlar onlara bu zemini bırakmasınlar.’

İRAN VEYA SUUDİ ARABİSTAN GİBİ BİR REJİM Mİ İSTENİYOR

Sosyal güvence Türkiye’nin milli güvenliği açısından son derece önemli bir yapı. İsmailağa şekil itibariyle yani sarıklı, cübbeli, şalvarlı, çarşaflı bir görüntü veriyor. Bu görüntü şöyle bir algıya dönüşüyor: ‘Bunlar var ya bunlar amiyane tabirle şeriatçı. Kol kesen, bacak kesen, recmeden bir yapı. İran, Suudi Arabistan üzerinden yakıştırmalar yapılıyor.’ Asla ve asla Türkiye’deki ehlisünnet geleneğinden gelen hiçbir yapının böyle bir düşüncesi tasavvuru yok. İsmailağa adına söylüyorum bu yapı dinin orta yoludur. Osmanlı’nın kendinden olmayan gayrimüslimlere dahi hem hayat hakkı veren hem de arzu ettiği gibi yaşama hakkı veren toplumsal dayanışmayı sağlayan, bunun temeli Medine Sözleşmesi. Dolayısıyla bu yolu yol edinmiştir.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

İSMAİLAĞA’NIN DEVLETE BAKIŞI

28 Şubat sürecinde Hızır Efendi’nin öldürülmesi, Bayram Hoca’nın öldürülmesi hep cemaati ayaklandırmaya yönelik, devlete karşı kışkırtmaya yönelik operasyonlardır. Mahmud Efendi Hazretlerinin nasihati ‘Asla bizim devlete karşı duruşumuz olmaz. Devletin dışında bizi devlete karşı ayaklandırmaya yönelik faaliyetlerdir sakın bu oyuna gelmeyin’ olmuştur.

Mesela askere karşı sanki düşmanlığımız olduğu söylenir. Bakın ben 95 yılında askere gittim. Bana giderken babamın nasihati şuydu: Evladım, askere gidiyorsun. Nöbet tutacaksın. Sakın nöbetten kaçma. Çünkü Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam hadis-i şeriflerinde buyuruyor, “İki göz vardır ki cehennem görmeyecek. Birisi gece kalkıp ibadet edip Allah korkusu dolayısıyla ağlayan göz. Diğeri de memleketi, milleti, iffeti için nöbet bekleyip uyanık kalan göz.” Ve eskiden dedelerimiz dermiş ki derdi bana: Böyle askeri sınırına gelirlermiş. Evladım şu iki saat tuttuğun nöbetin sevabını bana ver, hayatta yaptığım bütün ibadetlerin sevabını ben sana vereyim. Bu kadar kıymeti ifade eder. Bize askerliğin ne kadar ehemmiyetli ve kıymetli olduğunu hep gösterirdi. Ama babacığım İslam’a düşman dediğimizde, evladım onlar bilmedikleri için yapıyorlar, bir de oradaki kötü insanlar askeriyenin kötü olduğunu göstermez derdi. İsmailağa gibi tekke yapıları geçmişten beri Maveraünnehir’den gelen bu yapı hiçbir zaman devletine karşı olmamıştır. Toplumu birleştirici olmuştur. Bu toplumun çimentosudur adeta. Onun için sizin bu endişenizle aynı endişeyi taşıyoruz.

Birileri karıştırmaya mı çalışıyor? Evet karıştırmaya çalışıyor. Bakınız bunun arkasında Türkiye’deki bu cemaatlere karşı en büyük operasyonların arkasında ben Şii anlayışın olduğunu da düşünüyorum.

İSMAİLAĞA CEMAATİ 15 TEMMUZ GECESİ NEREDEYDİ

Şunu çok net söyleyebiliyoruz biz: 15 Temmuz gecesi Sayın Cumhurbaşkanımız henüz açıklama yapmadan önce bizim arkadaşlarımız Türkiye genelindeki bütün hocalarımıza mesaj atıp herkes sokaklara çıksın, mevzisini alsın diye çok daha önce söyledik. Ve hepimiz sokaklardaydık. Bu konuda bizim duruşumuz, tavrımız çok net. Onlar bizi övmüş, övmemiş… Bunlarla ilgili tekrar bir açıklama yapılabilir.

Ben şöyle değerlendiriyorum: Eğer gerçekten İsmailağa Cemaati’ne yönelik bir operasyonsa bu operasyonun bir parçası olduklarını düşünüyorum. Çünkü onların methettiği, övdüğü yapılar imha etmeye çalıştıkları yapılardır. Bugün FETÖ bir kimseyi imha edecekse onu ancak kendileriyle olan iltisakları bir şekilde ortaya koymakla bu mümkün olabilir. Bundan dolayı olabilir diye düşünüyorum.

FETÖ KONUSUNDA İSMAİLAĞA CAMİASI NE DÜŞÜNÜYOR

Biz 1985’ten bu yana hep ifade ettik ‘bunlar cemaate benzemiyorlar’. Fakat bunu daha çok anlayanlar 15 Temmuz’da anlamış oldular. Biz cemaat olarak varız. Bizim çok önemli yönümüz vardır. Mahmut Efendi bize makam, koltuk, ünvan peşinde olmayacaksınız dedi. Bizim hiçbir zaman devlete ilgisiz kalmamız beklenmez. İdareye, yönetime ilgisiz kalmamız beklenmez. En basitinden oy kullanıyoruz.

 

İSMAİLAĞA BAKANLIKLARDA ÖRGÜTLENİYOR MU

Diğer devlet içindeki yapılanmaya gelince. Bizim mali açıdan en ufak bir bagajımız yok. Biz kendimizi bağımsız olarak vakfımızı derneklerimizi denetliyoruz. Çok yakın zaman da devlet tarafından denetleme yapıldı. Her şeyimiz çok açık ve şeffaftır. Devlet içinde yapılanmaya gelince bizim böyle bir gündemimiz yok. İsmailağa Cemaati bugüne kadar devletin içinde, Diyanet dahil olmak üzere böyle bir yapılanma sürecine girmedi.

Yaptığımız din hizmeti bunun için. Gayet tabii ki okuyan, İslami ilimler alanında yetişen insan bir iş yapacak olsa Diyanet’te imam olabilir, Kur’an kursu hocası olabilir. Bizim Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı içinde örgütlenmemiz yok. Bizim örgütlenmemiz sahada, kahvede, bakkalda, manavda hatta ve hatta meyhanelere dahi hocalarımız gider. Beş dakika bizi dinleyin derler.

 

İSMAİLAĞA CEMAATİ’NİN MENSUPLARININ SAYISI

Türkiye’nin hemen hemen bütün illerinde bizi temsil eden, ilmi faaliyetler yürüten, medrese hizmeti yürüten hocalarımız var. Bizim gittiğimiz yerlerde, diğer yapılardan farklı olarak, mesela Güneydoğu’da da çok medrese var ama onların kız versiyonu yok. Bizim camiamızın bir çalışması hem kız hem erkekler için. Mahmud Efendi Hazretlerinin bugünün tabiriyle bir mottosu var: Türkiye’nin her mahallesinde bir kız, bir erkek medresesi açacaksınız, çünkü bu insanların dinini öğrenmesi lazım. 28 Şubat süreci olmuş, yıl 1999 falan. Bizde bir kişi vardı, Rahmi Bey diye bir ağabeyimiz. Çok zengin bir iş adamıydı. Bizzat kendisi ders vererek onu okutur, sohbetlerinde bazı soru cevaplarla ona bazı şeyleri öğretir, derken iyi bir mesafe aldı. Hocadan daha hoca olur hale gelmişti.

İSLAM’I ANLATTIKLARI SUBAYIN ACI AKIBETİ

Ben şahit olduğum hadiseyi anlatıyorum. Bir gün onu çağırdı, dedi ki: ‘Biz yanlış yaptık bugüne kadar, dedi. Biz hep insanları irşat ettik. Dini insanlara anlattık. Ama hiç askerlere anlatmadık. Askerlere de doğru olanı anlatmamız lazım, yanlışı biliyorlar’ dedi. Onun üzerine ona bir görev verdi, dedi ki: ‘Sen bir davet ver, üç beş kişi davet et. Yemek esnasında onlara anlat. Allah’ı, Resullulah’ı anlat bilsinler’ dedi. O da ‘tamam’ dedi. Aradan uzun zaman geçti. Bir veya bir buçuk sene geçti. Sordu ona. ‘Genç Hoca ne yapıyorsun’ dedi. Dedi ki ‘hakikaten biz bu konuda hiç çalışmamışız. Ben dediğinizi yapmaya başladıktan sonra çok faydalı olduğunu gördüm. Pek çok kimsenin İslam’a ve size bakışı değişiyor’ dedi. Çok kısa bir zaman sonra o abimiz evinde kendi silahıyla kendini vurmuş halde bulundu. İntihar etti dendi ve öyle gitti.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

DEVLET CEMAATLERE OPERASYON YAPARSA…

Şu anda şöyle bir şey de var. Devletin bir takım cemaatlere operasyon yapacağı iddiası da yayılıyor. Bunu yayanlardan birisi de Cübbeli Hoca. Devletimiz cemaatlere veya cemaat görünümünde olan kimselere gerekiyorsa operasyon yapabilir tabi, yapmalıdır. Nitekim FETÖ’ye zamanında operasyon yapmadı. Geldiği nokta itibariyle onlar devlete operasyonu yaptılar. Eğer devletin güvenliği açısından böyle bir şey söz konusuysa biz her zaman söylüyoruz, bu tarz şeylere açığız. Varsa böyle bir şey devlet mutlaka operasyon yapmalı ki, çünkü devletin devletliği  burada zaten. Osmanlı döneminde bile tekkelerde aşırı bir kalabalık, devlete karşı bir kışkırtıcılık durumu söz konusu olduğunda Osmanlı Devleti, ki şer-i bir devletti, o tarz yapılara müdahale ediyordu. Dolayısıyla devletin gerekli gördüğü noktalara gerekli gördüğü müdahaleler bizim açımızdan hiçbir sakıncası, mahsuru yok.

İSMAİLAĞA’DA İŞLENEN CİNAYETLER

1998’de damadı Hızır Efendi’yi camide şehit ettiler. 2006 yılında Bayram Ali Hoca’yı camide şehit ettiler. Bu iki şahsiyet de normalde dışarıda herhangi vazifesine giden, sabah akşam gezebilen insanlardı. Dışarıda çok daha rahat bu cinayeti işleyebilecekken bizatihi İsmailağa Camii içerisinde bu yapıldı. Bayram Ali Hoca da İsmailağa mihrabında sohbet verdiği esnada şehit edildi. Cemaati tahrik etme, cemaate korku verme, buradan söküp atmaya yönelik bir takım operasyonlardı bunlar.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

FETÖ İSMAİLAĞA’YA SIZMIŞ OLABİLİR Mİ

Mahmut Efendi Hazretleri’nin şahsiyeti kamuya mal olmuş bir kişi olduğu için zaman zaman birçok insan solculardan, sağcılardan, marksistlerden, şunlardan, bunlardan birçok insanın kapısı açık olduğundan cemaat ve cemiyet gözetmeden ziyaret edenler oluyordu.

Fakat bu bölünme ve parçalamayla alakalı biz 2015 yılında istihbarat raporları geldi bize. Bu yapıdan da 10 tane yapı çıkarılacağı söylenmişti zaten. Bunu ilk defa konuşmuyoruz. Ve ne hikmetse bu yapıda ismi geçenleri birçoğu da karşı tarafta şu an konuşlanmış durumda. Ve yakın süreçte onların da ayrışacağını hep beraber izleyeceğiz. Bununla birlikte İsmailağa camiası devlet tarafından akreditesi yapılmış bir cemaattir. Güvenilirliği sağlanmıştır. Hiç şüpheniz olmasın. Bunu her yerden sordurabilirsiniz. Aile olarak da böyledir, yapı olarak da böyledir. Zaten barındırmaz kendi içinde. Bunun dışında basında cemaate yapılan müdahaleler var. Masa başı haberler yapılıyor. Bir tanesi bizi kadızadelere benzetmişti. Ben böyle zaman zaman can acıtıcı bu yazıları, toplumdaki bu değer düşününü sağlayalım şeyleri, aslında biraz çok özür diliyorum ama Nakşi ve Bektaşi kavgasının aslında devam ettiğinin işaretidir bu. Mesele bu.

Onun dışında bizi FETÖ’cülükle suçlayanlar, bu yapının bozulduğuyla alakalı tezvirat yayınlayanlar aslında tersten algı yapıyor. Geleneksel yapıyı koruyanlar, Türkiye’nin güvenliğini sağlayacak olan yapılardır. Onun dışında cemaatten ayrılarak vekillik adı altında birtakım yapılanmalara gitmek aslında tarikatın haricinde cemaatleşmek bir nevi modern dünyaya ayak uydurmaktır. Türkiye önümüzdeki süreçte de çok ciddi sıkıntılardan geçeceği hepimizce malum. Bu yapıları ayakta tutacak olan şeyler vicdani yapılar, unsurlardır. Bizde dinamik bir yapılanma yok. Hani diyorsunuz ya işte her şey çıkıyor bir şeyler söylüyor. Bizde hiyerarşik bir yapılanma yok. Tekkelerde olmaz. Müntesip olanlar bunu bilirler. Şeyh efendi etrafında teşkilatlanmış bir halka olur. Üst emir ilişkileri vakıf ve STK ilişkileridir. Şimdi İsmailağa da modern toplumla geleneksel arasında aslında sıkışmış durumda. Bir tarafıyla ‘niçin açıklama yapılmıyor’ diye baskı yapılırken öteki taraftan ‘basın ve medyaya niçin müdahil olmuyorsunuz?’ deniliyor.

TİCARET VE OKUL YAPILANMALARINDA YOKUZ

Şimdi İsmailağa çok halkalardan oluşan bir yapı. Bir tekkenin özüne yetişmiş var, ihvan olarak var, esnaf ihvanımız var, hoca kadromuz çok fazla. Hanım tarafımız zaten muammadır. Yani cemaatimizin çok büyük bir bölümünü hanımlar teşkil eder. Siyasiler var ama dışarıdan onlar. Uluslararası camiada koşturanlar var. Bunların sadece gönül bağları vicdanidir. Dolayısıyla yapı çok karmaşık bir yapı. Ama bu yapının bu şekilde ihlas edilmesini de Allah rahmet eylesin Mahmut Efendi hazretleri bu şekilde ihdas ettiler. Dikkat ederseniz ticari yapılanmanın olmaması, okul gibi çalışmalarımızın bulunmaması aslında hep bunun tezahürü. Çünkü bu yapılar bir nevi devlet üzerinde de algıyı oluşturacak şeyler. Biz sivil gidiyoruz. Ama devletimize, milletimize, vatanımıza, askerimize, polisimize son derece bağlıyız. Biz askere giderken cebine harçlık konarak askere gitmesi tavsiye edilen bir yapıyız. Devletin her vaktinde ve zamanında onun yanında olanlarız.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

MAĞDURİYETLERİMİZİ GÖMÜYORUZ

Deprem oldu, biz koştuk. Bununla alakalı reklama gerek yok. 28 Şubat sürecinde bile cemaatler içerisinde en çok dayak yiyen biziz. Kendi tekkesi içerisinde 2 tane Şehit veren biziz. Ama hiçbir zaman olumsuz anlamda medyaya çıkarak bunu ifşa etmedik. ‘Devletle kavgamız var, şu şu şikayetlerimiz var’ demedik. Bu anlamda bile çok fazla koşturmadık. Mağduriyetimiz çok fazla. Ama bunu paylaşmıyoruz. Kendi iç dünyamıza gömüyoruz. Bugün böyle bir toplantının icra edilmesindeki sebep aslında bu da belki usul açısından çok uygun değil ama artık şartlar içinde bazı şeyleri konuşmak gerekiyor. Dünyada bütün tarikatlar yani merkezi muhafaza eden bütün tarikatlara yönelik bir operasyon var. Bu operasyon yıllar evvel önce alınmıştır ve denmiş ki bütün yapılar ‘soft’ olacak. Merkeze çekilecek ve karma yapılacak. Dolayısıyla tekkesini ve şeyhini muhafaza eden yapılar ancak ileriye devam edecek.

BÜTÜN TARİKATLARA AYNI OPERASYON

Buna Cübbeli Ahmet özelinde İsmailağa üzerinden okuyorsunuz ya, yanılıyorsunuz. Bütün tarikatlara yapılıyor bu operasyon. Bunun yansımalarını çok yakın süreçte Türkiye şartlarını hep beraber göreceğiz. Ama burada konuştuğumuz mesele bunun ötesinde bir şey. Sizden ayrılanlar ya da şunu biliyoruz ki Cübbeli Ahmet gelen kişi hiçbir zaman bu tarikat kelimesi içerisinde ne halife oldu, ne de vekil oldu. Haliyle o filtrenin dışında birisiydi. O bir vaizdi. Doğal olarak cemaatinin vaizi olarak bütün kamuoyunda doğal olarak böyle bir bu sıfatla ortada olduğu için İsmailağa cemaatini de hep temsil ediyormuş gibi göründü. Doğru. Şimdi cevap bu kişi İsmailağa Cemaati’nin merkezi olan bu tepkiyi Fethullahçı terör Örgütünün peşinden gitmekle itham ediyor. Siz de kendisine itham ettiniz hem de çok sarih bir örnek de verdiniz 15 Temmuz gecesi yaşanan hadiseyle ilgili. Bu çok net. Yani bilmiyoruz artık bu sizin ithamlarınız ya da onun karşı ithamlarıyla alakalı. Bir şey ortaya çıkacak muhakkak surette. Bizim gönlümüzün nerede olduğu belli ki buradayız yani.

O bahsettiğiniz kişinin 15 Temmuz sürecindeki durduğu tavrı bir tarafa koyun. Örnek veriyorum size; ‘Oy kullanmanın caiz olmadığı’yla alakalı olan fikri var mesela. Bunu nereyle bağdaştıracaksınız? Bizimle tamamen ayrışan bir yapısı var onun da. Her ne kadar bugüne kadar burayla beraber olmuş gibi gözükse de… Dolayısıyla bizim ayrışan kimselerin mutlaka temelde çok farklı bir tavrı, bir çizgi, bir yapısı vardır. Eğer ön plana çıkmış birisi değilse onlar zaten onlara tabi olan kişiler demektir. O yüzden o bahsettiğiniz kişiyle alakalı bizim ta eskiden beri bu anlamda ayrıştığımız noktalar var.

‘CEMAAT BÖLÜNDÜ’ ALGISI…

Korktuğumuz bir taraf vardı. O da yani cemaatimizin özünde, içinde gerçekten bir de kamuoyunun bakışında cemaat bölündü, iki baş oldu, durumunuz olmasın. Korku dersek şayet buna ikilik olmasın, ihtilaf olmasın. Ama bizim sessiz kaldığımız, manasına gelmesin. Kendisine sürekli bunları söylenmiştir. Cübbeli Ahmet Hoca’dan farklı olarak o kendi şu anki durumunda münferit idi. Cemaat olarak böyle içine kapanır. Hani medyada, kamunun karşısında olmayan bir yapıya sahibiz. Yani bu bugüne kadar böyle geldi. Şimdiden ben bir noktayı ifade ederek mikrofonu teslim etmek isterim. Gerçekten bir şey kanıma demiyorum, imanıma dokunuyorum. O da İsmailağa’nın FETÖ ismiyle beraber anılması. Yani bizim ruh olarak da fizik olarak da FETÖ’yle bağdaşmamızın imkan ve ihtimali yoktur. Çünkü FETÖ’nün hizmet dediği şeyin yenkünu okul üzerindedir. Bizim ise hizmetimiz tamamen medrese üzerindedir. Bir tane okulumuz yoktur. Yani bizi kınayabilirsiniz. Mahmud Efendi Hazretleri böyle bir hizmet tutmuştur. Bizim bir tane okulumuz yok efendim. Bir tane bizim cemaatin eliyle yetişmiş, mimar, mühendis olur.

BİZDE ANARŞİST ANLAYIŞ YOK

Yani bizim yetiştirdiğimiz. Ama buraya gönül vermiş, buranın ilhamıyla yetişmiş olabilir ama ‘Biz şunu yetiştirdik’ diye bir şey yoktur. Dolayısıyla bu yönüyle FETÖ’yle bağdaşmamızın imkan ve ihtimali yok. Yani birbiriyle kaynak olmayacak iki tane yani farklı bir cisim gibiyiz biz. Bir de şunu arz etmek istiyorum; ‘Devlete sızmak’ dediniz. Bakınız şu kıyafetimizle biz aslında bir meydan okumada değiliz. Ben bunu söylediğim için bazen tehdit ediyorlar. Halbuki daha geniş manada söylüyorum. Bizim Nakşi geleneğimiz böyle anarşist, kavgacı bir anlayış yok.

YILLAR ÖNCEKİ TARİHİ TOPLANTI: “KIYAMA KALKALIM!”

Mekke-i Mükerreme’den Buhara’ya, oradan buraya… Biz de devlet geleneğine sahibiz. Ama bu devletin yanlış sisteminin, yanlışlarının da her şeyini baş üstü manasına gelmiyor. Ama biz diyoruz ki mesela bugün Suriye’de devlet yok. Yani devletin kontrolü gidince ee benim, senin namus emniyetimiz yok. Yani şöyle ‘Devlet de olmasın, namusun da olmasın.’ Bunu kimse diyemez. Biz onun için bu yapıya Efendi hazretlerimizin talimatıyla 1980’de önce, 1977 senesinde Metin Yüksel şehit ediliyor. Arkasından 1980’e yakın, yani ihtilalden önce Efendi Hazretlerimizin de olduğu bazı hocaefendiler toplanıyorlar. Metin Yüksel’in babasını riasetinde biraz daha Doğu ve Güneydoğu ulemasının ağırlıklı olduğu bir toplantı. Oradaki tema ne: ‘Kıyama kalkalım.’ Suriye’de bunu yaptı ulema. Hata ettiler. O zaman Mahmut Efendi çok genç. Buna bu şekilde asla razı değil.

Orada Efendi hazretleri ‘bir aşır okunsun’ buyurunca bir hafız euzü besmeleyi çekti ve Nisa suresinde şu ayeti okudu; ‘O kimselere bakmaz mısın ki? Onlara denildi ki, ‘ellerimizi çekin’. Yani ellerinizi kılıçlardan, tetiklerden çekip namazınızı kılın, zekatınızı verin. Sonra onlara vakit geldiği bir zaman sonra hadi şimdi Allah için cihat edin dendiği zaman…’ Ayetin meali devam ediyor. ‘O şeyler hepsi şimdi niye oldu? Bizi yaşayacaktık. Bırakın bizi yaşayalım’ dediler diye devam ediyor ayeti kerime…

KIYAFETİMİZ GİZLENMEDİĞİMİZİN DELİLİ… DEVLETE SIZMAMIZA İMKAN DA İHTİMAL DE YOK

Şimdi efendim burada bizim bu kıyafetimiz bir meydan okuma değil, kendimizi meydana koymaktır. Yani bak biz diyoruz ki, gizli saklı değiliz, gizli ajandamız yok. E yani ortama kendimizi uydurup saklayabiliriz kendimizi. Ama şöyle baktığın zaman binlerce insanın içerisinde biz dikkat çekiyoruz. Bu kıyafetle bizim bu düzeni yıkacak gücümüz yok. Ancak kendimizi ifşa ediyoruz. Suçlu olan bir insan, belli hedefleri olan bir insan kendini kamufle etmesi, saklaması lazım kendisini. Biz bu kıyafeti, “Bu sünnet-i seniyyedir, bunun yaşanması gerekiyor, bunu yaşayan bir cemaat olmalı.” diye giyiyoruz. Ama bununla beraber kendimizi de faş ediyoruz, korktuğumuz bir şeyimiz yok. Biz herkesten daha çok takibe, kontrole açık bir durumdayız. Bilhassa kıyafetimizden dolayı. İkinci olarak da bizim medreseden mezun olan bir insan, okulu dışarıdan vermedikten sonra bu diplomalı olamıyor. Dışarıdan okul vermeyle de bir insan hukukçu olamaz ki efendim nasıl olacak? Yani bir fizikçi de olamaz. Olur olur ne olur? İmam ve vaiz olur. Bizim camiadan müftü bile olması zor. Bazıları kınar, “Böyle şey mi olur” gibi…  Ama bir de işin bu tarafta hani devlete sızma… Şimdi başkaları ne der, bilmiyoruz ama bizim medresede mezun olan insanların devletin içine sızma imkan ve ihtimali yoktur.

İsmailağa liderini yurt dışına götürmeye çalışmışlar! İkinci Gülen vakası böyle önlenmiş

ANASOL HÜKÜMETİNİN İSMAİLAĞA’YA GÖNDERDİĞİ İSTİHBARATÇI

Ecevit döneminde Gıyaseddin adında bir istihbaratçı buraya gelmişti. Dedem (Mahmud Efendi) onu çok yakın tuttu kendisine. Hatta gittiği her davette çağırılmadıysa mutlaka arayıp çağırıyordu. Daha da ötesi kendi has odasının anahtarı çoğaltarak Gıyaseddin Bey’e verdi. Dedi ki, ‘Sizde de bulunsun. Ne zaman girmek isterseniz girersiniz. İkincisi muhterem dayımın ifade ettiği bir şey daha var. Hani devlet kalabalığı istemez. Gayet tabii bir şey, güvenlik problemidir. İkinci Murat, Hacı Bayram Veli hikayesi çok anlatılır. Derdi ki dedem, “Hazreti Fatih döneminde dahi olsak devlet bu kadar kalabalığı bir arada görmek istemez. O yüzden kalabalık toplanmayın. Az gözükün, öz gözükün.” Bir şey daha söyleyeyim; bir defa Anadolu’ya çıkmak istiyordu kendisi. Fakat ‘çıkmıyorum’ dedi. ‘Niye’ diye sordum, dedi ki; “Çıkarsam çok insan peşine takılıyor. Bu da devletle alakalı bir güvenlik sorunu teşkil edecek korkusu taşıdığım için devletimi zora sokmak istemediğim için kalabalıklara karışmamaya çalışıyorum” demişti.

DİĞER CEMAATLERLE BAĞ

Başka diğer cemaatlerle biz aylık olarak bir araya geliyoruz. Hocalarımız kendi cemaatlerini temsilen bir araya geliyor. Bir sohbet oluyor, bir gündem belirlenirse o gündem üzerinde istişarelerimiz oluyor. Bizim cemaatler arasında bir ünsiyet, bir diyalog, bir münasebet olarak zaten öteden beri görüşmelerimiz var, devam ediyor. Bu kamuoyuna yansımıyor ama aylık mutad olarak bu birliktelik devam ediyor.

 

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.